Ana Sayfa Gündem Bu mektubu, ‘cezaevinde hiç er yok’ diyenlerin yüzüne çarpın!

Bu mektubu, ‘cezaevinde hiç er yok’ diyenlerin yüzüne çarpın!

78
0

15 Temmuz sonrası tutuklanan er İbrahim Sezer (bordo tişörtlü) cezaevinde ziyaretine gelen kardeşleriyle birlikte görülüyor. Sezer, cezaevinden üniversiteye hazırlandığını anlatıyor mektubunda.

15 Temmuz sonrası tutuklanarak Silivri Cezaevi’ne konulan er İbrahim Sezer, 6 yıldır tutuklu. İbrahim Sezer, yaşadıklarını geçtiğimiz günlerde tahliye olan koğuş arkadaşı Furkan Taha Çetinkaya’ya yazdığı mektupla anlattı. Sezer, mektubunda, Boğaziçi Köprüsü’nde askeri öğrencilerin katledilmesine şahit olduğunu anlatıyor, kendisinin maruz kaldığı işkenceleri kayda geçiriyor. Sezer, “Hapiste hiçbir Er’in kalmadığını söylüyorlar. Çünkü halkın tepkisinden çekiniyorlar. Bunları söyleyenlere benim bu satırlarımı tokat gibi yüzlerine çarpın. Cezaevinde halen darbeden dolayı yatan 100 civarında er, bizden hiçbir farkı olmayan 180 civarı askeri öğrenci yatıyor.” diyor.

İbrahim Sezer, 15 Temmuz darbe girişimi gerçekleştiğinde Kuleli Askeri Lisesi’nde askerlik vazifesini yaptığını anlatıyor. O gece komutanlarının telefonlarını ellerinden alarak, ‘terör saldırısı’ olduğu gerekçesiyle kendilerini köprüye çıkardığını söylüyor. Bunun bir darbe girişimi olduğunun anlaşılmasından sonra silah bıraktıklarını; bırakır bırakmaz da köprüdeki grubun saldırısına uğradıklarını ifade ediyor.

Köprüde 2 er, 2 askeri öğrenci, 1 uzman çavuş, 1 astsubay ve 1 subay olmak üzere 7 kişinin vahşice katledildiğini aktaran Sezer, kendisinin de darp edildiğini ancak götürüldükleri hastanede doktorların darp raporu vermediğini söylüyor.

Er İbrahim Sezer’in mektubunun tamamı şöyle:

Sizlere bu satırları Silivri Cezaevi’nden yazıyorum. Öncelikle sizlere kendimi tanıtayım. Ben İbrahim Sezer. 27 yaşındayım. Gaziantep’te yaşıyordum. Görmüş olduğunuz fotoğraf 7 Haziran 2022 tarihinde Silivri Cezaevi’nde açık görüşte çekildi. Bordo tişörtlü olan benim, yanımdakiler de canım kardeşlerim. Bana göre gerçek bir ‘’Adalet Savaşçısı’’ olan Melek Çetinkaya’nın isteği üzerine sizlere yaşadıklarımı tüm samimiyetimle anlatacağım.

KULELİ ASKERİ LİSESİNİN MUTFAĞINDA GÖREVLİYDİM

1 Ekim 2015 tarihinde vatani görevimi yapmak için Gaziantep’ten ayrıldım. 15 Temmuz 2016 tarihinde Kuleli Askeri Lisesi’nde mutfakta görevli bir askerdim. 15 Temmuz öncesinde ülke genelinde patlayan bombalar nedeniyle herkeste olduğu gibi askeriyede de gözle görülür bir gerginlik vardı. Sık sık çarşı izinlerimiz iptal edilirdi. 15 Temmuz akşamı büyük bir terör saldırısı olacağı, çok sayıda canlı bomba ihbarı alındığı gerekçesiyle emniyet güçlerine yardım amaçlı, olaylara müdahale etmek için komutanlarımız tarafından birlikte çıkarıldık.

TELEFONLARIMIZ TOPLANDI

Telefonlarımız toplandığı için komutanlarımızın bilgilendirmesi dışında hiçbir bilgi kaynağımız yoktu. Askeriyeden etrafı kapalı askeri araçla ayrıldık. Nereye gittiğimiz hakkında hiçbir bilgi verilmedi ve araçtan indiğimiz zaman Boğaz Köprüsü olduğunu anladım. Komutanlarımız bombalı araçlara müdahale edip durdurmak için burada olduğumuzu söyledi. Ben de köprüde sabaha kadar bekledim ve kimseye bir zarar vermedim. Mahkeme delilleri ile sabittir.

SİLAH BIRAKTIKTAN SONRA LİNÇ EDİLDİK

Sabahın ilk ışıkları ile kim olduğunu bilmediğimiz kalabalık grubun üzerimize yürüdüğünü gördük. Komutanlarımız kimsenin zarar görmemesi için silahları bırakmamızı emretti. Silahları bıraktığımızı gören grup bize linç etmek için saldırdı. Bu linç girişiminde 2 er, 2 askeri öğrenci, 1 uzman çavuş, 1 astsubay ve bir subay olmak üzere 7 kişi vahşice katledildi. Eminim bir çoğunuz bu 7 askerin nasıl vahşice katledildiği görüntüleri izlemiştir.

O GÜN BEN DE ÖLDÜRÜLSEM, HAİN DİYECEKLERDİ

Bu 7 askerin dışında 120 civarında asker de feci şekilde yaralandı. Aralarında gözünü kaybeden ve felç kalan askerler oldu. O gece köprü üzerinde ve farklı yerlerde hayatını kaybeden onlarca asker var. Onların arkasından hain denildi. O gün beni de öldürselerdi aynı şeyi benim için de söyleyeceklerdi. Hiçbir şeyden haberi olmayan o insanlar şehit edildi.

BEN SADECE KOMUTANLARIN EMRİNİ YERİNE GETİRDİM

Onlar böyle bir şeyi hakketmedi. Onlar hayatını kaybetti ama ben yaşıyorum ve ben yaşadığım sürece onların hakkını savunacağım. Çünkü ben de hayatımı kaybetmiş olsaydım arkamda gerçeği haykıran birinin olmasını isterdim.

KATLEDİLEN ASKERİN NAAŞI, ISSIZ BİR YOL KENARINA DEFNEDİLDİ

Komutanların emrini yerine getirmek dışında hiçbir şey yapmayan ve o gece şehit edilen askerlerden birinin naaşını babasına çöp poşetinde teslim etmişler. Bu da yetmezmiş gibi hiçbir yere gömülmesine müsaade etmemişler. Bu yüzden çaresiz şehit babası oğlunu ıssız bir yol kenarına defnetmek zorunda kalmış. Selaları ve cenaze namazları olmadan bu şehit askerler defnedildi. Allah onlara rahmet ailelerine sabır versin.

KURTULDUĞUMUZU SANDIK, OYSA İŞKENCE YENİ BAŞLIYORMUŞ

Köprüdeki olaylara dönecek olursak; bitmek bilmeyen linç girişiminden canımızı kurtarmak için 25-30 kişilik polis aracına 109 kişi bindik. Anlayacağınız balık istifi gibi bir durumdaydık. Polis aracıyla emniyete götürüldük. Araç içerisinde şahsen ben kurtulduğumuzu düşünüyordum. Oysa işkence yeni başlıyormuş. Araçtan inerken emniyetin giriş koridorunda bulunan polisler tarafından dövülerek içeri sokulduk.

POLİS: ASIL PARTİ YUKARIDA!

İçlerinden bir tanesi ‘’Siz daha durun asıl parti yukarıda’’ diyerek işkencenin henüz bitmediğini anlamamızı sağladı. Yukarıda ters kelepçeli olarak saatlerce dövüldükten sonra aynı polisler tarafından ben de dahil durumu ağır olan askerleri, ölmeyelim diye hastaneye götürdüler. Açıkçası darp edilmekten o kadar bezmiştim ki ‘’ya bayılayım ya da öleyim’’ diyordum. Ama ikisi de olmadı.

DOKTORLAR DARP RAPORU VERMEDİ

Hipokrat yemini etmiş doktorlar bize darp raporu vermekten kaçındı. Oysa benim başımda 5 dikiş, sağ omzumda incinme, yüzümde morluklar, vücudumun her yerinde çürükler, ezikler ve darp izleri vardı. Düşünün, ben yaralı askerler içerisinde durumu bir nebze iyi olanlardan biriydim. 5 gün ters kelepçeli bir şekilde gözaltında kaldıktan sonra adli kontrol şartıyla serbest bırakıldık fakat, serbest bırakmadılar. Çağlayan’da 1 gün nezarette bekletildik. Sonrasında başka bir Sulh Ceza Hakimliği’ne çıkartıldık ve tutuklandık.

NEDEN TUTUKLANDIĞIMI BİLE BİLMİYORDUM

15 ay boyunca neden yattığımızı bilmeden Silivri’nin soğuk duvarları arasında çürümeye terk edildik. Ardından hızlandırılmış bir yargılama sürecinin sonunda darbe suçlamasından ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırıldım. Hayatımın en çaresiz gününü ben o gün yaşadım. Cezamı yardım derecesinden 17 yıl 6 aya çevirdiler. 15 Temmuz’un yıldönümüne denk getirilen bu karar yine bir başka yıldönümünde istinaf mahkemesince onaylandı. 6 yıldır adaletin tecelli etmesini bekliyorum. Ben vatani görevimi yapmak için askere, peygamber ocağına geldim. Terörist ilan edilip hapse atılmak için değil.

İKİ AY SONRA EVİMDE OLACAKTIM

Sevgili anneler, babalar ve arkadaşlar. Bu yaşadıklarımı sizin çocuğunuzun veya kardeşlerinizin başına gelebilirdi. Eğer 2 ay sonra bu olay olsaydı ben evimde olacaktım. Benim yerime o gün orada başka birinin evladı veya kardeşi olacaktı. Askerliğini yapanlar iyi bilirler. Bir Er’in komutanının rütbesi ne olursa olsun verdiği emri sorgulaması mümkün değildir.

(…)

Toplum olarak başımıza geln birçok musibetin sebebi duyduğumuz her şeye körü körüne inanmak değil midir? Bizim her duyduğumuza inandığımızı bilen unvanları boylarından uzun ‘’sözde’’ uzmanların tartışma programlarına çıkıp insanları aldattığını gördükçe üzülüyorum. Onlar biliyor ki her söylenene inanan bir kitle var karşılarında. Lütfen bunlara inanmayın.

BİZİM DARBECİ OLMADIĞIMIZI EN İYİ ONLAR BİLİYOR

Bizim hain, darbeci, milletine kurşun sıkan teröristler olduğumuzu iddia ediyorlar. Bu attıkları iftiraların yalan olduğunu en iyi kendileri biliyorlar. Adalet tecelli ettiğinde bu söylenenlerin yalan ve iftira olduğunu herkes görecek. Hapiste hiçbir Er’in kalmadığını söylüyorlar. Çünkü halkın tepkisinden çekiniyorlar. Bunları söyleyenlere benim bu satırlarımı tokat gibi yüzlerine çarpın. Cezaevinde halen darbeden dolayı yatan 100 civarında er, bizden hiçbir farkı olamyan 180 civarı askeri öğrenci yatıyor.

Tabii bunun yanında çeşitli rütbelerde sadece aldıkları emirleri uygulayan yüzlerce asker de çürümeye terk edilmiş durumda. Bencil biri değilim. Adaletsizlik sadece bize yapılmıyor. Şiddet mağduru kadınlara, hak ettiği ücreti alamayan işçilere, torpili olmadığı için atanamayanlara, açlıktan kendini yakanlara, öldürülen hayvanlara… Bunları her gün okudukça kahroluyorum. Çünkü ben de bu ülkenin bir evladıyım.

BURADA GERÇEK DOSTLAR KAZANDIM

Karamsar bir insan da değilim. Sizlere son olarak pozitif şeylerden bahsetmek istiyorum. Başıma çok kötü şeyler gelmiş olabilir ama yaşama hep sıkı sıkıya sarıldım. Elimdeki ile mutlu olmasını bilirim. Altı yılımı dört duvar arasında geçirdim ama burada birçok hayat tecrübesi edindim. Gerçek dostlar kazandım. Kişisel olarak kendimi geliştirmeye çalışıyorum. Düzenli olarak spor yapıyorum, kitap okuyorum. Okumanızı şiddetle tavsiye ettiğim iki kitap var. Hayvan Çiftliği ve 1984 kitaplarını okuduktan sonra eminim büyük yazar George Orwell’a saygı duyacaksınız.

CEZAEVİNDEN ÜNİVERSİTE SINAVINA GİRDİM

Açık öğretimden liseyi bitirdim, İngilizce öğrendim, 2019 YKS sınavında 800. olarak Türkiye derecesi yapmış olan koğuş arkadaşım askeri öğrenci Abdullah Vesek’in yardımı ile üniversite sınavına girdim. Nasip olursa bir üniversite okuyacağım, olmazsa da her genç gibi ben de daha iyi daha özgür bir hayat için Avrupa’ya gitmek istiyorum.

Ekonomideki parıltıyı ve şahlanışı görüyorum. İnsanlar o kadar mutlu ve zengin ki her gün saatlerce ekmek kuyruğunda beklemekten sıkılmıyor. Ben bu ülkede karın tokluğuna çalışmak istemiyorum. İnsan gibi bir hayat yaşamak istiyorum.

Abdullah Vesek ve onun gibi 70 öğrenci 21 Haziran’da beraat istemi ile tahliye edildi. Bu insanlar cezaevine darbeci, vatan haini denilerek atıldı. 6 yılın sonunda tahliye edildiler. Peki, bu insanlar neden 6 yıl yattı? Bir hiç uğruna. Cezaevinde bulunan Erler, askeri öğrenciler, uzman çavuşlar, astsubaylar, subaylar ve masum olan tüm herkes şu an bir hiç uğruna cezaevinde tutuluyor. Adalet tecelli ettiği zaman hapiste bulunan bütün masumlara özgürlüklerine kavuşacağına olan inancım sonsuzdur.

Çocuklar inanın, inanın çocuklar
Güzel günler göreceğiz, güneşli günler
Motorları maviliklere süreceğiz
Güzel günler göreceğiz güneşli günler

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.