Ana Sayfa Gündem DP lideri Gültekin Uysal: Devr-i sabık yaratacağız, kamu kaynaklarını yağmalayanlar hesap verecek

DP lideri Gültekin Uysal: Devr-i sabık yaratacağız, kamu kaynaklarını yağmalayanlar hesap verecek

30
0

Türkiye’de ekonominin düzelmesi için iktidar değişikliğine ihtiyaç olduğunu vurgulayan DP Genel Başkanı Gültekin Uysal ‘devr-i sabık yaratacağız’ sözlerinin toplumsal bir talep olduğunu söyledi.

Döviz kurlarının tarihi rekorlar kırdığı Türkiye’de ekonomide giderek artan sorunlar ve erken seçim tartışmaları muhalefetin en önemli gündem başlığı. Muhalefet partileri ve toplumun farklı kesimleri ekonominin düzelmesi için erken seçime işaret ederken, parlamenter sistem önerilerini ortaklaştırmak için masa kuran 6 siyasi parti, bu kez yeni bir ekonomik model hedefiyle ‘ekonomi masası’ kurmaya hazırlanıyor.

Türkiye’de ekonominin düzelmesi için bir iktidar değişikliğine ihtiyaç olduğunu söyleyen Millet İttifakı ortaklarından Demokrat Parti’nin (DP) Genel Başkanı Gültekin Uysal ile derinleşen ekonomik krizi, erken seçim ve ortak aday tartışmaları ile ’devr-i sabık yaratacağız’ sözlerini konuştuk.

Gültekin Uysal, Demokrat Parti Genel Merkezi’nde Duvar Gazetesi’nin sorularını cevapladı. İşte Uysal’ın Müzeyyen Yüce’ye yaptığı açıklamalaraın önemli bölümleri:

‘TÜRKİYE’Yİ AVRUPA’NIN ÇİN’İ YAPMA DERDİNDELER’

Muhalefetin ifadesiyle ‘yanlış ekonomi politikalarının sonucu bir döviz krizi’ yaşanıyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan “Kurdaki rekabet gücü yatırım, üretim ve istihdamda artışa yol açar” dedi, bu süreci ‘ekonomik kurtuluş savaşı’ olarak değerlendirdi. Aynı zamanda da ‘Ne yaptığımızı biliyoruz’ dedi. Bu yöntem işe yarar mı? Nasıl değerlendiriyorsunuz?

AK Parti’nin döviz- kur politikası Nasrettin Hoca’nın, “Diken alacağım onları koyunların geçtiği yerlere dikeceğim. Yünleri dikenlere takılacak, ben yünleri toplayacağım sonra onları ip yapıp pazarda satacağım ve borcumu ödeyeceğim” hikâyesine benziyor. İktidar şu an ülkenin kaynaklarını 19 yıl boyunca kötü yönetmiş olmanın çaresizliği içinde. Türkiye’nin iktisadi altyapısını tasfiye ettiler. Türkiye’de tarımdan başlayarak üretimin bütün alanlarını dolarize ettiler, ithalata dayalı bir mekanizma kurdular. Bugün Türkiye’yi Avrupa’nın Çin’i yapma derdindeler; ucuz iş gücü ile beraber aynı zamanda ülkeyi Afgan ve Suriyelilerle birlikte bir mülteci merkezi haline getirmek istiyorlar. Bu çaresizlik içinde 128 milyar doları arka kapıdan satarak sanal bir istikrar algısını -döviz kurunu sabit tutarak- yaratmaya çalıştılar ama Covid–19 salgını anlaşılan bu süreci kısalttı ve açık vermelerine neden oldu.

‘İKTİDARIN İFLAS ETTİĞİNİ GÖRÜYORUZ’

Sayın Erdoğan’ın ‘ekonomik kurtuluş savaşı veriyoruz’ söylemi tamamen kendi kitlesini motive etmek, ülkenin risklerini kendi risklerinden daha yüksek bir noktaya çekerek varlıklarını, savunulacak bir kale olarak gösterme çabası. Bugün iktidarın iflas ettiğini görüyoruz. Merkez Bankası’nın başında çok düşük profilli, akademik kariyeri şüpheli, talimatlı bir ekonomiyle atanmış, iradesi olmayan biri oturuyor. Türkiye, bugün maalesef bir akıl dışılık, cehaletleri cesaretlerinin önünde giden lider ve kadronun elinde rehin kaldı.

‘EKONOMİDEKİ SORUNLAR BELİRLENECEK, ÇÖZÜM ÖNERİLERİ SUNULACAK‘

Ekonomide yaşanan olumsuzlukla birlikte muhalefet “altılı ekonomi masası” kuruyor. İlk toplantı ne zaman olacak? Neler yapacaksınız?

İktidara karşı muhalefetin ana dinamiği aslında sistem eleştirisi üzerinden. Bununla beraber son günlerde daha görünür hale gelen döviz krizi, bu durumun sokağa ve şirketlere yansıması olumsuz bir geri dönüşü de beraberinde getirecek. Bugün milyonlarca insan ekonomik anlamda endişe içinde; onların endişelerini gidecek kuvvetli, tok bir faaliyet programını karşılıklı olarak yürüteceğiz. Ekonomide iyi yönetim ilkelerini belirlemekle birlikte ekonomideki sorunları belli başlıklar altında toplayıp çözüm önerileriyle topluma sunacağız. Henüz ilk toplantının takvimi netleşmedi ancak bugün yarın belli olur.

“TOPLUM ARTIK EKONOMİK KRİZİN DE KÖTÜ YÖNETİMİN DE FARKINDA”

Dolardaki artış dün birçok şehirde sokakları hareketlendirdi. Sokaktaki bu hareketliliği nasıl okuyorsunuz?

Türkiye çok uzun zamandır resmi verilerin neredeyse iki katı üstünde bir enflasyonla boğuşuyor. İşçi, emekli, dar gelirli alım gücünü yitirdi. Ama son iki haftalık süreçte Türkiye için neredeyse üç haneli hiper-enflasyon dönemi diyebileceğimiz üretim ve tedarik zincirlerinin akamete uğrayacağı bir hal var. Dar gelirli insanlarımızın harcama portföyüne baktığımızda yiyecek içecekten giyim kuşama, ısınmaya, ulaşıma kadar olan tüm sektörlere zamlar anında yansıyor. İnsanlarımız artık bu ekonomik buhranı çok daha fazla ve çabuk hissediyor. Daha da vahimi insanlar yarına dair ümidini kaybetti. Sokakta da bu ekonomik krizin etkilerini görüyoruz. Toplum artık ekonomik krizin de kötü yönetimin de farkında.

‘Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem’ için 6 siyasi parti ile belirli aralıklarla bir araya geliyorsunuz. Birçok konuda uzlaştınız. Çalışma sonunda liderler ortak bir açıklama yapacak mı?

Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem toplantılarının sonucunun kamuoyuna sunulması için şu an belirlenmiş bir tarih yok. Her siyasi partinin kendi tecrübesi, kendi baktığı perspektif, hitap ettiği sosyolojik taban ve farklı değerlendirmeleri olmakla beraber ortak paydada ortak bir refleks var. Türkiye’de ekonomiden eğitime, çöküş yaşadığımız politika sahalarına kadar olan itirazlarımızı sistem tartışması üzerinden veriyoruz. Şunu belirtmeliyim ki, toplumsal meşruiyetini yitirmiş bir kişi ve siyasi parti var. Sayın Erdoğan toplumsal meşruiyetini bizim nazarımızda yitirmiştir.

‘TAYYİP ERDOĞANLI, AKP’Lİ BİR TÜRKİYE’NİN SAHİP OLDUĞU KAPASİTEYE ERİŞEBİLME ŞANSI YOK’

Peki, Türkiye’nin çıkışı sistem değişikliğinde mi?

Türkiye’de şu anda bir kötü yönetim var. Bu yüzden de Türkiye’nin aklıselim, ülkenin imkân ve kapasitesini bilen, ülkenin beşeri ve maddi sermayesini, bütün milli güç unsurlarını toplum için pozitif bir hasılaya dönüştürecek bir siyasi akıl ve programa ihtiyacı var. Bu açıdan bakınca maalesef demokrasiyi, konjonktürel bir program olarak gören, devleti ele geçirme saiki ile siyaset yapan, kamu kaynaklarını parti devletine dönüştüren bir çarpık anlayış var. Demokrat Parti olarak biz milli irade fetişizmi içerisine düşmeden, milletten alınan yetkinin hukukla sınırlandırıldığı, şeffaf bir mekanizmaya inanıyoruz. Türkiye için iklim değişikliğine ihtiyaç var. İklim değişikliğinin ise en büyük kaldıracı, bir iktidar değişikliğidir. Açık yüreklilikle ifade ediyorum; Tayyip Erdoğanlı, AKP’li bir Türkiye’nin kendi tarihi yürüyüşüne, milletimizin gereksinimlerine, sahip olduğu imkân ve kapasiteye erişebilme şansı yok.

‘AKP İKTİDARI, CUMHURİYETİN FETRET DÖNEMİDİR’

AKP iktidarına yönelik ‘devr-i sabık yaratacağız’ sözleriniz çok tartışıldı. Bu konuyu biraz açarsak nasıl bir süreçten bahsediyoruz?

Çok net ifade ediyoruz; AK Parti iktidarı, Türk tarihinin ve cumhuriyetin fetret dönemidir. Böyle bir dönemde ekonomiden başlayarak ’devleti ele geçireceğiz’ diyerek 15 Temmuz’da bu devleti darbe teşebbüsüyle karşı karşıya bırakanlar, kamu kaynaklarını kravatlı bir soygun anlayışıyla yağmalayanlar, pek çok suç varsa cezanın da tabii olarak karşılığını bulması gerekiyor. Hem siyasi hem de cezai hesap sorma süreçlerin işletilmesi gerekir. Birilerinin yaptıkları eğer yanına kar kalacaksa o zaman muhalefet olarak biz neyin mücadelesini veriyoruz.

‘DEVR-İ SABIK TOPLUMSAL TALEPTİR’

Devr-i sabık, bir ‘intikam’ aracı olarak da yorumlanıyor…

Buradan şu anlaşılmamalı; bu süreç bir cadı avına, hukukun dışına çıkacak uygulamalara dönüştürülmemeli. Netice itibariyle bu yanlışları yapanlar ülkeyi yönetenler ve ülkeyi yönetenlerin bakan, milletvekili, başbakan olarak yargılanacağı süreci kontrol edecek, yargının önüne getirecek yer TBMM. Bu mesele siyasi bir meseledir. O açıdan bir takım muhalefet unsurlarının meseleyi çok düşük profilli anladığını görüyorum. Ebette burada Türkiye’nin namuslu hiçbir vatandaşı kendisini korkuya sevk edecek bir düşünceye girmesin. Bu aynı zamanda çok ciddi bir toplumsal taleptir. Milletimizin canı yanmış, bunca zaman çok ciddi hukuksuzluklara maruz kalmış farklı farklı toplumsal kümeler var. Demokrat Parti olarak bizler de bu iktidar sürecinde çok hukuksuzluğa muhatap olduk. Bu itirazımızı çok açık yüreklilikle söylüyoruz. Birilerinin kaçak-göçek, sempati sözcükleriyle ifade ettiğini, biz çok yalın bir şekilde ifade ediyoruz. O açıdan ülkenin yaşadığı bir travmatik dönemi daha da şiddetlendirerek kendileriyle muhalefetin pazarlık yapmasını isteyen bir siyasi iktidar var. Biz bu anlayışın karşısındayız. Yanlış yapanlar, kamu kaynaklarını yağmalayanlar elinde sonunda hesap verecek.

‘DEVR-İ SABIK BİR İNTİKAM SÜRECİ DEĞİL’

CHP lideri Kılıçdaroğlu, iktidara geldiklerinde devr-i sabık yaratmayacaklarını söyledi. DEVA Partisi’nden ise sizin sözlerinize karşı ‘hukuk’ mesajı geldi. Ne düşünüyorsunuz?

Doğrudan siyasi partilerin bağlamından bağımsız bir şekilde kendi durduğumuz pozisyonu kuvvetli bir şekilde ifade etme ihtiyacı hissettiğimizi söylüyoruz. Böyle bir dönemde devr-i sabık yaratmayı, kelime anlamından başlayarak çok iyi anlamak lazım. Bu durum bir intikam süreci değil ama Türkiye adı konmamış bir buhran dönemi içinde. Bununla hem siyasi hem de hukuki düzlemde mücadele edilmesi gerektiğini ifade ediyoruz. Türkiye’deki hukukun durumunu bir takım muhalefet yapıları idrak etmemiş olabilir ama biz hukukun da Türkiye’nin de fiili durumunu çok iyi biliyoruz. Sağlıklı bir hukuki sürecin işlemesi için de siyasetin çok önemli vazifeleri var.

‘KILIÇDAROĞLU’NUN ‘HELALLEŞME’ AÇIKLAMASINI DEĞERLİ BULUYORUM’

Yine Kemal Kılıçdaroğlu’nun çok tartışılan ‘helalleşme’ açıklaması var. Nasıl değerlendiriyorsunuz?

Çok değerli buluyorum. Yaşadığımız travmalar ve acılar bizim kılavuzumuz olmalı ve yarını inşa edebilmek adına önemli bir kaldıraca, şuur sıçramasına vesile olmalı. Ben Sayın Kılıçdaroğlu’nun söylemini bu manada çok değerli buluyorum. Türkiye’de mağdur olmamış hiçbir siyasal ve toplumsal kesim yok. Buradan herkesin hukuktan emin olduğu, herkesin eşit fırsatlara sahip olduğu bir Türkiye’yi hep beraber inşa edelim. Bu manada da kurucu kimliği dolayısıyla CHP lideri hüviyetiyle Sayın Kılıçdaroğlu’nun yaptığı bu açıklama toplumun geniş kesimlerinde artık kabuk bağlamış yaraları deşerek değil, yarını kuşatıcı bir akla büründürmek gerekir.

‘İKTİDAR MUHALEFETİ BASKI ALTINA ALMAK İSTİYOR’

Eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, muhalefet partisi liderlerine, ‘hükümeti istifaya çağıracakları’ Türkiye’nin 7 bölgesinde miting düzenlemeleri çağrısında bulundu. Bu çağrıyı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bugün muhalefette sistem tartışması ve ekonomi üzerinden topyekûn Türkiye’nin içinde bulunduğu siyasi hal üzerinden belirli birliktelikler, işbirlikleri pek çok düzlemde yürüyor. İktidar zaten istiyor ki, bu durum kontrollü bir şekilde sokağa yansısın, kriminalize edeyim ve muhalefeti baskı altına alayım. Meşru muhalefetin en fazla dikkat etmesi gereken bütün mücadeleyi meşruiyet sınırları içerisinde, iktidarın manipülatif müdahalelerine imkân vermeyecek bir düzlemde götürmektir. Bu süreçte toplumun endişelerini gidermek, yarına dair riskleri yönetebilmek adına belirli birliktelikleri topluma yansıtmak gerektiğine inanıyorum.

‘ORTAK ADAY RENKSİZ, NÖTR BİR FİGÜR DEĞİL, SİYASİ KARAKTERİ YÜKSEK BİRİ OLMALI’

2023 seçimleri için muhalefet cephesinde ‘ortak aday’ konuşuluyor. Sizin tutumunuz nedir? Adayla ilgili kırmızı çizgileriniz var mı?

Bugünden kişileri, isimleri konuşmanın yersiz olacağı kanaatindeyim. Önümüzdeki seçim Türk demokrasinin en büyük sınavı ve bu sınavdan başarıyla çıkabilmek tüm siyasi aktörlerin sorumluluğu altındadır. Burada memleketi önceleyerek şahsi ihtiraslarımızı geri plana atmak gerekir. Ben seçimlerde ikinci turdan daha ziyade birinci turu hedeflememiz gerektiğini düşünüyorum. Türkiye’de iki düzlemde bir rekabet var: Birincisi Cumhurbaşkanlığı düzlemi; daha çok siyasal karakterin ön plana çıktığı bir düzlem. İkincisi de partilerin genel seçim rekabeti. Ben toplumsal talebin çok önemli bir kılavuz olduğu kanaatindeyim. Türkiye, bugünkü cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi adı altında tarif edilen bu mekanizmanın sunduğu imkânlarla bir dönem bir kurucu akılla beraber meşruiyet çizgisinden asla ayrılmadan parlamentoyu merkeze alarak bir süreç yönetmeli. Bu süreci yönetecek renksiz, kokusuz, nötr bir figür değil, siyasi karakteri yüksek, icracı niteliği yüksek bir profili aday göstermeli.

‘SAYIN KILIÇDAROĞLU DA NEDEN ADAY OLMASIN’

Bahsettiğiniz aday profili CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu olabilir mi?

Siyasi parti genel başkanları, doğal cumhurbaşkanı adayıdır. Ana muhalefet partisi lideri hüviyetiyle CHP’nin genel başkanının aday olmasından daha doğal bir şey yoktur. Sayın Kılıçdaroğlu da neden olmasın…

‘İKTİDAR KAYBEDECEĞİ BİR ERKEN SEÇİME GİTMEZ’

Cumhur İttifakı seçim tarihine ilişkin 2023 yılını işaret ediyor. Sizin erken seçim beklentiniz var mı?

Türkiye’nin ödediği ve ödeyeceği bedel süresinin kısaltılmasının tek yolu seçime gidilmesidir. Ama iktidarlar kaybedeceği bir seçime gitmez. Bugün AKP’nin içine düştüğü kaybetme sendromuyla beraber kendisine tanınmış zamanı bir takım popülist uygulamalar yapabilmek, operasyonel müdahaleler yapabilmek için zaman kazanmaya çalışacaktır.

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.